Bebek Çocuk ve Genç Sağlığı
 
 

 
  GERİ  

AKILLI BAŞLANGIÇLAR :

Erken deneyimlerin beyin gelişimi üzerine etkileri 

Yeni doğmuş bir bebeğin gelecekte nasıl biri olacağı, nasıl bir okulda okuyacağı, genelde uyumlu, mutlu biri olup olmayacağını her anne baba merak eder. Bugünkü bilgilerimizle yanıtın beslenme, ve aile-yakın çevrenin (aile dostları, arkadaşlar) sağladığı sağlık, duygu ve entellektüel destekte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Beyin doğum sonrasında gelişimine devam eden bir organımızdır. Kalıtsal özellikler beyin gelişiminde etkili olsa da, bilim, artık büyümekte olan çocuğun deneyimlerinin de beyine şekil verdiğini göstermektedir.

Protein, yağ ve vitaminler gelişme için gereklidir; başka insanlarla kurulan ilişkiler de gelişmekte olan bir beyin için besin niteliğindedir.

Beynin değişik durumlarda değişik şekil alabilme niteliği yani plastik-elastik özelliği çevreye uyum sağlamayı kolaylaştırır. Örneğin, eski insanın avlanmayı öğrenme zorunluluğu gibi, zamanımız insanın da bilgisayarı kullanabilme becerisini geliştirmesi gereklidir.

Dil anlama, sorunları çözme, diğer insanlarla geçinme gibi özellikler bebeklik ve çocuklukta yaşanan deneyimlerle şekillenir.  Kişisel genetik farklılıkların rolü gözardı edilemese de bazı genlerin  kapatılıp açılması yaşanan deneyimlere göre ayarlanır.

İyi deneyimler beyin gelişimini olumlu etkilerken, ihmal, taciz gibi olaylar sağlam bir çocuğunun zeka gelişiminin durmasına ve ciddi duygusal sorunlar yaşamasına neden olabilmektedir.

Beynimiz nasıl çalışır?

Beyin değişik görevleri olan bölümlerden oluşur. Gördüğümüzü ve konuşulanı anlamamızı , ya da içinde bulunduğumuz durumu değerlendirmeyi bu şekilde yaparız. Bu beyin bölgelerinin her birinde milyonlarca birbiriyle ilişki içinde nöron, veya sinir hücresi bulunur. Bu milyonlarca sinir ve sinapslar, beynin elektrik devresini oluştururlar, ve değişik bölümlerin birbiriyle ilişkili ve koordine bir şekilde çalışmalarını sağlarlar. Beyinde bağlantılar alfabedeki harfleri tanımaktan tutun, en karışık sosyal ilişkileri yönetebilir.

Doğumdan sonra beynin çoğu yerinde yeni nöron oluşumu gözlenmez. Ancak hücreler arasındaki bağlantılar tekrar tekrar yenilenir. Hücreler arasındaki eski bağlantılar yokedilirken, yenileri devamlı oluşturulur. Bu, hayat boyu devam eder ancak erken çocukluk döneminde beyin kullanabileceğinden daha fazla sinaps oluşturur ve 8 ayı bitene dek bir bebeğin beyninde 1000 trilyon sinaps bulunabilir. Sinapslardaki bu hareketlilik beynin değişik bölgelerinde değişik zamanlarda gerçekleşir. Gelişim sırasında sık kullanılan sinapslar tutulurken, kullanılmayanlar yok edilir. (Huttenlocher & Dabholkar, 1997). Kısacası, arada bir temizlik yaparak kullanılmayanlardan arınma, beynin daha etkin çalışmasını sağlar. Ancak bazen beyin, erken yıllardan itibaren kullanılması gereken ancak kullanılamayan yan sinapsları yok etme konusunda gereğinden fazla aceleci davranır . Bu durumda bir çocuk, normalde çok rahat yapabileceklerini çok uğraşarak yapmak zorunda kalabilir. Beyindeki bazı bölgeler, erken dönemde yok olan sinapsları yeniden kuramayabilirler (= plastik değiller). Örneğin görme merkezi böyle bir bölgedir. Bu durumda, beynin yaptığı bu temizlik operasyonunda önce ihtiyacı olanı ona sunmak ve fırsat penceresini kaçırmadan zamanında organize olmasını sağlamak önemlidir. 

Örneğin; artık konjenital kataraktı olan bebeklerin gözleri çok erkenden ameliyat ediliyor, çünkü zaman geçtiğinde gözlerle beyin arasındaki sinir ilişkisinin kurulmasının zorlaşacağı biliniyor . Beynin değişikliğe kapalı ve açık olduğu zamanları nasıl ayarladığı konusu halen bilinmiyor. Oluş mekanizması anlaşıldığı takdirde, ilaçlar ve özel tasarlanmış deneyimler ve egzersizlerle beyinde, erken yaşlarda ya da sonra hasar gören bölgelerdeki pencereleri açmak ve sinir devresini yeniden çalıştırmak mümkün olabilir. 

Erken deneyimlerin önemi:

Beynimiz yaşam boyunca onu kullandığımız alanlara göre kendini yeniden şekillendirebilir. Dil öğrenmek , deneyimlerin o kişinin beynine özel yarattığı etkiyi görmek açısından iyi bir örnektir.

Konuşabilmek ve konuşulanı anlayabilmek bütün çocukların ilişki kurmak için ihtiyacı olan en az yetenektir. Çocuğun hangi dili konuşacağı, hangi dili duyduğuna bağlıdır, çünkü beyni bu dile adapte olur. 3 aylık olduğunda bebek ana dilinde olmayan birkaç yüz farklı sesi ayrıştırabilir. Sonraki bir kaç ayda beyin kendini tekrar organize eder ve kendi dilindeki kelimeleri ayrıştırmasını öğrenir.

Erken çocuklukta, beyin, daha once arşivden çıkardığı sesleri yeniden öğrenebilir, bu yüzden erkenden başka bir dil öğrenen çocuklar aksansız olarak konuşabilirler. 10 yaşından sonra ise, bu fonksiyon için gereken esneklik kaybolur, ve çoğu kişi yeni öğrendiği dili anadili gibi konuşmakta zorlanır.

Daha da önemlisi, erken deneyimlerin, bir çocuğun ana dilindeki yeterliliğine nasıl etki edeceğidir. Araştırmalar, annesi daha çok konuşan çocukların 2 yaşına dek öğrendikleri sözcük sayısının 300 daha fazla olduğunu göstermekte (Huttenlocher et al., 1991; also, Hart & Risley, 1995). TV seyretmek ya da erişkinlerin aralarında konuşmalarını izlemenin dile katkısı olmadığı gösterilmiştir. Bebeklerin konuşmayı gelişirebilmeleri için diğer insanlardan direkt ilgi görmeye ve onların anlattıklarını dinlemeye gereksinimleri vardır . Annebabalar bebeklerinin anlatılanları anlamayacak kadar ufak olduklarını asla düşünmemelidirler.

Çocuk gelişim uzmanları, eğitimsiz, dar gelirli ailelerin çocuklarının, eğitim düzeyi yüksek ve varlıklı aile çocuklarıyla aynı zeka düzeyine erişmediklerini söylerler . Beyin araştırmalarındaki yeni gelişmeler, bunun niye olduğu konusunda şöyle diyor: Geçim derdinde olan aileler, günlük uğraşları içinde çocuklarının beyin gelişimine yönelik yeterli kaynak, zaman ve bilgiye sahip olamayabilirler. Kendileriyle az konuşulan, az oyuncağı olan ve çevrelerini araştırma fırsatı yakalamayan bebekler ve çocuklar ileride öğrenme için gereken sinir ağlarını kurmayı başaramayabilirler. Genetik potansiyelleri normal olmasına rağmen, entellektüel dezavantajları bu çocukların okulda özel ve pahalı eğitim gerektirecektir. Doğumdan itibaren, hatta doğum öncesi başlayan özel programlar, erken potansiyel kaybını önleyebilir.

Bebek içinde yaşadığı dünyada ihtiyaçlarını karşılama yollarını bulmaya çalışır. Eğer erişkinler bebeğin ağlamalarına doğru yanıt verir ve gereksinimini karşılarlarsa, bu açıdan kendini güvende hisseden bebek, artık beynini, etrafında ona sunulan bütün yenilikleri kaydetmek için kullanabilir. Duygusal açıdan tatminsiz, sert bir tutum ve sözlerle davranılan bebek ise enerjisini gereksinimlerini karşılatmak için kullanacaktır. Etrafındaki insanlar ve objelerle ilişkisi giderek zedelenecek ve beyni düşünsel ve sosyal becerilere kapanacaktır. (Lieberman & Zeanah,1995). Ilk yıllarında anne babalarından ya da bakıcılarından duyarlı ve sevgi dolu bakım gören bebekler hayatta başarıya doğru ilk adımlarını atmış olurlar. Hayatlarında önemli olan bu yetişkinlerle kurdukları güvenli ilişkiler, duygusal gelişimi besler ve ileride karşılaşacakları stresli olayları karşılayabilme gücü verir.

Hayatta birçok zorluğu yenebilmiş başarılı kişilerin geçmişi araştırıldığında, onlara destek olmuş en az bir kişi mutlaka vardır (anne baba, başka bir yakın, öğretmen) (Werner & Smith, 1992).

Son söz:  Erken dönemden itibaren bebeğinize  göstereceğiniz sevginin, ona sunacağınız farklı uyaranların beyin gelişimini herşeyden fazla etkileyeceğini bilmelisiniz. Müzik, görsel uyarılar, kitaplar, değişik insanlar ve ortamlar bebeğinizin olabildiğince fazla ‘sinaps’ kurmasını sağlayarak, hayata donanımlı başlamasını sağlayacaktır.

 

Uzm. Dr. Pınar DAYANIKLI
Çocuk Hastalıkları Uzmanı

Referans:
Handbook of parenting: Vol. 4.Applied practical parenting (pp. 85-107). Mahwah, NJ: Lawrence Erlbaum Associates, Inc.
Hart, B., & Risley, T. R. (1995). Meaningful differences in the everyday experience of young American children. Baltimore: Brookes Publishing.
Huttenlocher, JLyons, T. (1991). Early vocabulary growth: Relation to languageinput and gender. Developmental Psychology, 27, 236-248.
Huttenlocher, P. R., & Dabholkar, A. S. (1997). Regional differences in synaptogenesis in the human cerebral cortex. Journal of Comparative Neurology, 387, 167-178.