Bebek Çocuk ve Genç Sağlığı
 
 

 

 

Ülkemizde Yenidoğan Yoğun Bakım Üniteleri yetersiz!

Bebeklik döneminin en hassas günleri yenidoğan sürecinde yaşanıyor. Özellikle de prematüre ya da çeşitli sorunlarla dünyaya gelenler açısından bu önem bir kez daha artıyor. Bu bebeklere tıbbi destek sağlayan yoğun bakım ünitelerinin önemi hakkında sorular yönelttiğimiz Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yenidoğan uzmanı Profesör Doktor Mehmet Vural ailelerin daha bilinçli davranması gerektiğini vurguluyor.

Yenidoğan dönemi niçin çok önemlidir?

Hayatın ilk 28 gününü kapsayan yenidoğan dönemi, bir çok açıdan çok önemlidir. Niye? Bir kere bebek, çok hassastır. Dünyaya yeni gelmiştir ve çevresindeki çeşitli riskleri bertaraf edecek güçte değildir. Enfeksiyonlara daha açıktır. Dolayısıyla daha çok korunması gerekir. Tabii bu yalnızca zamanında doğan bebekler için değil, erken doğan (preterm) bebekler için de çok önemlidir. Biliyoruz ki, erken doğan bebeklerin yenidoğan sürecini atlatmaları, yaşama şanslarını yükseltiyor.

Ülkemizde bebek ölüm oranları içinde yenidoğan döneminde kaybettiğimiz bebek oranı daha mı yüksek?

Evet, ne yazık ki, daha yüksek! Sayılarla açıklayayım öncelikle; ülkemizdeki, her bin bebekten 28’i daha 1 yaşına gelmeden kaybediyoruz. Bu çok yüksek bir sayıdır. Bırakın gelişmiş ülkeleri, komşularımızdan bile kötü durumdayız bu konuda. Mesela; Bulgaristan’dan, Yunanistan’dan hatta Suriye’de bile daha az sayıda bebek kaybediliyor. İşte kaybettiğimiz bu bebeklerin üçte ikisi, yenidoğan dönemine aittir.

Niçin yenidoğan döneminde bu istenmeyen sonuç yükseliyor?

Bir çok faktöre bağlı bu. Bebek ölüm oranlarına baktığımızda binde 28 çok yüksek olsa da geçmişle karşılaştırıldığında önemli bir başarı sayılabilir. Ama hala yeterli değil. Ama gittikçe düşüyor bu sayı. Düşmesindeki önemli etkenler arasında; aşı kampanyaları, toplumun bilinçlenmesi, sağlık koşullarının nispeten iyileştirilmesi gibi faktörleri sayabiliriz. Ama şimdi, gündemimize daha incelikli noktaları almamız gerekiyor. İşte yenidoğan dönemi bu ince noktalardan biri. Eğer bu dönemdeki sorunları gidermeye yönelirsek, hem bebek ölüm oranlarını hem de oluşabilecek sakatlıkları engellemek mümkün.

Yenidoğan döneminde ailelerin nelere dikkat etmesi gerekir?

Bu dönemde yapılabilecek en doğru davranış, bebeğe anne sütü vermek. Aslında anneler gayet iyi niyetli olarak doğumdan hemen sonra anne sütü vermeye başlıyorlar. Neredeyse her yüz anneden 95’i anne sütü vermeye başlıyor ama 3. aya geldiğinde bu oran yüzde 27’lere düşüyor. Oysa bu süreç ilk altı ay boyunca devam etmeli. Bu bebeklerde hem ölümleri engelliyor hem de oluşabilecek sakatlıkları... Ayrıca, bebeğin temizliğine önem verilmesi, çeşitli tehlikelerden korunması yenidoğan döneminin sağlıklı atlatılması için önemli bir konular. Ancak, bütün anneleri uyarmak istiyorum burada. Anneler emzirmeye daha hamileyken karar vermeli ve kendini hazırlamalı. Çünkü anne sütü, binbir çeşit yararıyla bebeğin sağlıklı büyümesini ve gelişmesini sağlar. Çeşitli enfeksiyon riskinden korur... Vazgeçilmez bir besindir bebek için. Başka besinler anne sütünün yerini tutmaz. İşte bu yüzden annenin, lohusalık döneminde psikolojik ve fiziksel olarak kendini iyi hissetmesi sağlanmalı ki, bebeğini istenilen düzeyde emzirebilsin. Anne bebeğin ritmine uygun yaşamalı ilk aylarda. Diyelim ki, bebek gündüz uyuyorsa ve anne uykusunu alamadıysa anne de uyumalı. Ama gece uyumaz, gündüz de misafirleri ağırlarsa ki, bizim ülkemizde sık rastlanan bir durum bu, sütü azalıyor ve emzirmeyle ilgili çeşitli sorunlar oluşuyor.

Hamileliğin sağlık takiplerinin yapılması, yenidoğan sürecini etkiliyor mu?

Elbette hem de çok etkiliyor. Maalesef ülkemiz, yeterince hamilelik takiplerinin yapılmadığı ülkelerden. Yalnızca ekonomik şartlara da bağlı değil. Bazen bakıyorsunuz, SSK karnesi olmasına rağmen anne hiç gebelik takibi yaptırmamış, doğum için hastaneye gelmiş... İşte bebek ölüm oranlarında bu durumun da ciddi payı var. Mesela, iyi takip edilmeyen bebeklerin erken doğma riski artıyor dolayısıyla sorunlu bir yenidoğan dönemi yaşanıyor. Ya da hamilelik dönemi takip edilmediği için bebekte büyüme gelişme geriliği saptanamıyor Doğunca görebiliyorsunuz bu durumu. Oysa, anne karnında yeterli gelişmeyi sağlayamayan bazı bebekleri, erkenden doğurtup tıbbi yardımla, yaşatma şansımız var. Buna benzer pek çok durum yenidoğan dönemindeki sorunların artması anlamına geliyor.

Prematüre bebeklerde ne tip sorunlar görülüyor?

Kısaca bahsedeyim; ilk karşılaşılan sorun, solunum problemi. Solunum problemi halledilirken, bakıyorsunuz, bu çocukların damarları da çok iyi gelişmediği için beyin içi kanama gelişebiliyor. Bu kanama, bebek için olabilecek en kötü şeylerden biri. Zamanla ortaya çıkan bir diğer sorun beslenme. Beslenirken bağırsakları bunları tolere etmeyebiliyor, bu kez bağırsaklarla ilgili sorunlar ortaya çıkıyor.  Bebeğin sistemleri gelişmiş ama olgunlaşmamış durumda doğduğu için sistemik sorunlar ortaya çıkıyor bunlar. Mesela, göz sorunları ortaya çıkabiliyor. 40. günlerde göz muayenesi yaptırıyoruz. Daha sonlarda akciğerlerde kronik hastalıklar ortaya gelişebiliyor...

Ülkemizde sorunlu doğan bebekler için yeterli yenidoğan yoğun bakım ünitesi var mı?

Maalesef yok! Bilimsel olarak doğan her bin bebek için 1 tane tam teşekküllü yoğun bakım yatağı lazım. Yatak dediğimiz zaman, kuvözden tut, solunum cihazına kadar bir çok aletin de bulunması gerekiyor. İstanbul’dan örnek vereyim size; bu kentte, senede 300 bin doğum olduğunu kabul edersek 300 tane tam teşekküllü yoğun bakım yatağının olması gerekiyor. Ama tam sayıyı bilmesek de, tahminen 150 yatak var. Peki geriye kalan bebekler ne oluyor? Ya da kaybedip gidiyoruz bu bebekleri ya da çeşitli sekellerle yaşamak zorunda kalıyorlar. Şunu da belirtmek gerekir ki, yoğun bakım ünitesindeki başarıyı etkileyen 3 faktör vardır; uzman, teknolojik altyapı ve hemşire... Bu üç unsur birarada bulunursa, bebeğin yaşama şansı artar.

Peki Türkiye’de yeterli yenidoğan uzmanı var mı?

Yeterli değil tabii. Üstelik çok çok az. Türkiye’de 100-150 civarında yenidoğan uzmanı var. Eh, yılda 1 milyon 400 bin doğum olduğu ve her yıl 100-150 bin arası prematüre doğum olduğunu düşünürsek, bu sayının ne kadar az olduğu ortaya çıkıyor.

Siz tüp bebek tedavisinde çoğul gebeliklere bu yüzden soğuk bakıyorsunuz...

Elbette. Bakın; eğer tüp bebekte çoğul gebeliklere izin verirseniz ki, bunların örneklerini yaşıyor bu ülke, İzmir’deki yediz gebeliği hatırlayın mesela... Çoğul gebelikler, erken doğum riski taşır. Erken doğumda da, bebeğin sorunlu dünyaya gelmesi demektir. Mesele yalnızca hamilelik başarısı değildir, o bebeğin sağlıklı olarak dünyaya getirilmesidir. Eh siz doğsunlar da nasıl doğarlarsa doğsunlar diye düşünürseniz, yanlış yaparsınız. Ben bu zihniyete karşıyım. Bakın bugün Kuzey Avrupa ülkelerindeki tüp bebek uygulamalarında tek yumurta ekiyorlar. Belki bu hamilelik şansını düşürüyor ama doğacak bebeğin sağlıklı olma şansını arttırıyor.

Tüp bebek yaptıracak ailelere neler öneriyorsunuz?

Gerekiyorsa tüp bebek yapılmalı ama çoğul gebeliklerden uzak durmalılar. En fazla 2 yumurta döllenmesine izin vermeliler. Dediğim gibi, önemli olan hamileliğin sağlıklı geçmesi ve doğacak bebeğin sağlıdır.

Doğum yapacak anneler, hastane seçerken nelere dikkat etmeli?


Yenidoğan yoğun bakım koşullarına dikkat etmeliler. Yoğun bakım hizmeti genellikle devlet ve üniversite hastanelerinde yapılıyor. Çok az sayıda nitelikli özel hastane aynı koşullara sahip. Bu yüzden anne babalar bilgi sahibi olmalılar. Ama anneler genellikle doğumhaneye dikkat ediyorlar. O da önemli ama, ya bebek doğduktan sonra bir sorun olursa?  İşte bu yüzden, mutlaka yenidoğan yoğun bakım ünitesi olup olmadığına bakmalılar ayrıca burada çalışan uzmanın gerçekten yenidoğan uzmanı olup olmadığın sormalılar. Uzman da önemli.

Ülkemizde tıbbi bir zorunluluk olmamasına rağmen isteğe bağlı sezaryenlerin sayısı çok yüksek. Sezaryen bebek için doğru bir yöntem mi?

Maalesef ki, bu da ayrı bir sorun. Anneler sanıyorlar ki, sezaryen çok iyi bir şey. Kendisi için de sıkıntılı bir şey sezaryen. Belki doğum ağrısı hissetmiyor ama sonradan direnlerle dolaşmak zorunda kalıyor. Ama normal doğum yapan anne, ertesi gün gidiyor. Üstelik  bebekleri için riskleri azaltıyorlar. Oysa sezaryenle doğan bebeklerde, solunum sorunları ortaya çıkıyor. bizim yenidoğanın geçici taşipnesi dediğimiz durum, yüzde 6 civarında. Normal doğumda bu risk yüzde 1. Sezaryenle doğum, bebeğin hastanede kalma riskini de arttırıyor. Küveze koyuyoruz. Altında bir enfeksiyon riski olabilir endişesiyle antibiyotik başlıyoruz. O zaman ne olur, bir günde çıkması gereken bebek, daha uzun süre hastanede
kalıyor. Sezaryen tıbbi bir gereklilik varsa olmalı yoksa keyfi nedenle değil...

Ülkemizde, yenidoğan yoğun bakım üniteleri yeterli başarıyı sağlıyor mu?

Rahatlıkla evet diyebilirim. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi olarak bizim de dahil olduğumuz uluslar arası bir program var; Neonatal network. Buraya 1500 gram altı bebeklerin sonuçlarını gönderiyoruz. Çünkü 1500 gram üstü bebekler sorun olmaktan çıktı bizim için. Burada, dünyanın pek çok ülkesinin sonuçları toplanıyor ve karşılaştırılıyor. Örnek vereyim hemen; 400-1000 gram arası bebek ölüm oranı bizde yüzde 38, programın ortalaması yüzde 29.  1000-1500 gram arasında olanlarda ise bizde yüzde 2, programda yüzde 4. Bizim sonuçlar size daha yüksek gelebilir ama düşünün bizde, bir çok bebek anne karnındayken takibi bile yapılmadan doğuyor. Bu tip sorunlar, ölüm oranlarını yükseltiyor elbette...

Yoğun bakım gereken bebeklerin nakil aracı da önemli bir faktör mü?

Elbette. Yoğun bakım transportu ayrı bir acı. Bize öyle bebekler geliyor ki karda kışta babasının eline 800 gram bebek verilmiş. Oysa bebekten o saatten sonra hayır gelmez. Özel araçlarla gelmesi gerekiyor bebeklerin. İstanbul’da bir iki özel nakil aracı var yalnızca. Ama çeşitli çalışmalar da var. 112 Acil servisin araç alma çabası olduğunu biliyoruz. Biz bunları sağlayamazsak yeni doğanlara ölüm oranı da yüksek olacağını aklımızdan çıkarmamalıyız.