TÜP BEBEKLERİMİZE KİMLER NERDE VE NASIL BAKACAK ?
Medyanın büyük bir sevinçle ilettiği bir haber, bizleri bir kez daha dehşete düşürdü
Neydi bu haber? Sağlık İşleri Genel Müdürü Op. Dr. Sami Türkoğlu’nun açıklamasına göre Sosyal Sigortalar Kurumu mensupları tüp bebek tedavisi için özel hastanelere başvurabilecekler (1). Hâlihazırdaki uygulamada bile birçok aksaklıklar ile karşılaşılmasına rağmen, bu yeni karar problemleri daha da içinden çıkılmaz hale getirecektir. İzmir’de 7 bebeğe hamile bırakılan ve daha sonra doğacak çocukları arasında tercih yapması istenilen bir annenin dramını günlerce gazete sayfalarından takip ettik. Bunlar işin çok medyatik kısmı. Ama bir de, biz Yenidoğan uzmanlarının her gün yaşadığı gariplikler var. Örneğin tüm varını yoğunu birkaç kez denenmesi gerekebilen tüp bebek girişimlerine harcayıp, daha sonra yenidoğan prematüre bebeklerine bakacak maddi kaynağı bulamayan ailelerden mi bahsedelim sizlere, yoksa daha 25 yaşında olmasına rağmen daha fazla beklememek için tüp bebek yöntemi ile bebek sahibi olanlardan mı bahsedelim? Tüp bebek ile ilgili kontrolsüz gidişi daha da hızlandıracak bu yeni kararla halkımız ilk etapta mutlu edilecek, burası kesin.
Ama bu doğacak bebeklere kim bakacak? Ülkemizde yeterli sayıda ve donanımda yenidoğan üniteleri bulunmamaktadır. Yenidoğan yandal uzmanlarının sayısı (Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığının üzerine, 3 senelik bir çalışma ile elde edilmektedir) 100 civarında olup çok yetersizdir. Şu hali ile bile doğan prematüre bebeklerin tümüne yeterli sağlık hizmeti verilememektedir. Uluslar arası standartlara göre 1000 doğuma 1 yenidoğan yoğunbakım yatağı (kuvöz, yapay solunum cihazı, monitör, serum pompaları ve diğer donanımlar) ihtiyacı bulunmaktadır. Ülkemizde her sene 1 000 000 bebeğin doğduğunu göz önüne alırsak, bugün itibarıyla 1000 adet, böylesine donanımlı yatak ihtiyacımız vardır. En iyi ihtimalle, Sağlık Bakanlığı ve Üniversitelerin elindeki, bu özelliklere sahip yatak sayısı, ihtiyacın ancak ¼’ünü karşılamaktadır. Geri kalan bebekler ve aileleri kaderlerine terk edilmektedir. Yine daha önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, servislere teknik donanımları sağlamakla da iş bitmemektedir. Bu tür servislerde, bir veya iki hastaya, bir yoğun bakım hemşiresi bakım verecek sayıda sağlık elemanına ihtiyaç vardır. Ülkemizde bu oran 1 hemşireye 4 hastadan 20 hastaya kadar değişebilmektedir. Bu veriler, şu an için bile verilen hizmetin ne kadar yetersiz olduğunu gözler önüne sermektedir. Peki, tüp bebek çalışmalarının yaygınlaştırılması ne değiştirecektir? Avrupa’dan 18 ülkenin katıldığı bir çalışmanın sonuçlarına göre Tüp bebek (IVF =Invitro Fertilization) yöntemiyle oluşan hamileliklerin %30’u çoğul gebelikle sonuçlanmaktadır (2). Yine uluslar arası bilimsel yayınlar, tüp bebek çalışmalarının erken doğum riskini iki misli arttırdığını göstermektedir (3). Ülkemiz hastaneleri, yenidoğan üniteleri, yenidoğan uzmanları, hemşireleri ve personeli, var olan problemlerle başa çıkamazken, yeni bir tüp bebek ve sonucunda gelişecek prematüre bebek dalgasına karşı hiç ama hiç hazırlıklı değillerdir.
Çoğul gebelikler yalnızca doğum sonrası dönemde problem yaratmakla kalmazlar. Çoğul gebelikler sonucu doğan bebeklerin ilerdeki nörolojik sekel riskleri de normal popülâsyona göre çok yüksektir (4). Tüp bebek ile ilgili bu tür kararlar alınırken, bu bebeklerin bir kısmında maalesef daha sonra ortaya çıkacak nörolojik problemlerin takip edilebileceği merkezlerin de geliştirilmesi gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı, bu tür radikal değişikliklere giderken, özel tüp bebek merkezlerinin denetimini nasıl yapmayı düşünmektedir? Bu merkezlerde, bu kadar maliyetli ve doğacak çocuklara bu kadar risk yükleyen kararlar alırken, kâr değil de, hastanın yararının ön plana çıkacağı nasıl garanti edilecektir? Diyelim ki özel tüp bebek merkezleri gerçekten çok sıkı kurallarla, iyi bir şekilde denetlenecekler; sayıları artarak doğacak prematüre bebeklere hangi doktor ve personel, hangi teknik donanımlarla, hangi yenidoğan yoğun bakım servislerinde bakacaklardır? Sağlık Bakanlığının, böylesine önemli ve bir miktar da popülist açıklamalar yaparken, tüm bu sorunlarla nasıl baş edeceğine yönelik projelerini de açıklamasını beklerdik.
Bu yazı Cumhuriyet Bilim-Teknik dergisinde yayınlanmıştır
Prof. Dr. Mehmet VURAL
|